Yeni bir hayat başlayabilir

Kemal Derviş, derin devlete doğru gidip ikinci bir Karaosmanoğlu mu olur, yoksa Türkiye'nin önünü Adam Smith gibi mi aydınlatır göreceğiz Henüz her şey kontrolden çıkmış değil. Eğer durumu kontrol altına alamazsak, bu kriz Sovyetler'deki gibi bir çöküşün başlangıcı olabilir
Kriz, Uzakdoğu'daki gibi bankacılık sisteminden doğmadı. Bizim krizimiz Doğu Avrupa'daki gibi 'sosyalizm ve devletçilikten' doğdu
NEŞE DÜZEL
Bundan yaklaşık üç buçuk yıl önce yaptığımız bir konuşmada siz bana 'Türkiye 2000 yılında Sovyetler Birliği gibi çökecek' demiştiniz. Kastettiğiniz çöküş, bugünkü vaziyetimiz miydi yoksa daha fena bir şeyler mi bekliyordunuz?
Sovyetler Birliği tipindeki çöküşümüz, Merkez Bankası'ndaki döviz rezervimiz bittiği an olabilir. Bugün Türkiye'de henüz her şey kontrolden çıkmadı. Ama eğer durumu kontrol altına almazsak, ki almamamız da çok mümkündür, işte o zaman bugünkü vaziyetimiz Sovyetler'deki gibi bir çöküşün başlangıcı olabilir. Şu anki durumu bir tetikleme olarak kabul ediyorum ben. Çünkü bizim krizimiz Uzakdoğu ülkelerindeki gibi bankacılık sisteminden kaynaklanmıyor. Ucuz kredilerin birkaç şirkete dağıtılmasından doğmuyor.
Peki nereden doğuyor?
Bizim krizimiz Doğu Avrupa ülkelerindeki krizler gibi 'sosyalizm ve devletçilikten' doğuyor. Türkiye'nin içinde Doğu Almanya gibi bir sosyalist ada var. Çünkü Doğu Avrupa gibi biz de iktisadi örgütlenmemizi Sovyetler'den ithal ettik. 1930'larda hem KİT'leri hem planlamayı Sovyetler'den aldık. 1980'e kadar Sovyet tipi bir kapalı ekonomi ve ithal ikameci model kurmaya çalıştık. 80'de bu model çatırdadı. Özal, modelin yönünü geri döndürmek istedi ama başaramadı. KDV ve yeni kurulan KİT'lerle kendisi de devleti büyüttü. Bizde devletin milli gelirdeki büyüklüğü bugün yüzde 70'tir. Özel sektörün payı ise yüzde 30'dur.
Bana üç buçuk yıl önce şöyle söylemişsiniz: 'Bugün Türkiye'deki kavganın büyük kısmı Ziraat Bankası'nın yüzde 121 ile borçlanıp yüzde 71 ile kredi vermesidir.' Şimdi aynı şeyleri Amerika'dan gelen Kemal Derviş de söylüyor. Sorun bu kadar açıkken, neden yöneticiler hiçbir tedbir almadı sizce?
Çünkü bu ülkede patron çiftçi ve esnaf. Siyasetçiler sadece onların komisyoncusu. Onların oylarıyla geliyorlar. Bizim kendilerinden çok şikâyet edilen politikacılarımız neyse, seçmenimiz de biraz fazlasıyla odur. Kredisini ödemek istemeyen, taban fiyatının yüksek tutulmasını isteyen, tütün balyasının içine taş koyup satmak isteyen köylümüzdür, esnafımızdır. Ve siz, hiçbir demokraside seçmenin iradesine karşı duracak bir iktidar bulamazsınız. Demokrasilerde iktidarı elinde tutan bir temel kitle vardır. Buna bazıları 'demokrasinin diktatörleri' de der. Türkiye'de bu, esnaf ve köylüdür. Bunlar devamlı surette devleti kullanarak kendilerine gelir transferi talep ederler. Milli gelirin yüzde 10-15'i bunlara akar. Enflasyon dediğimiz olay da aslında buradan başlar. Bu gelir transferinin mekanizmaları da Ziraat ve Halk bankalarıdır, TMO'dur vs. Böyle ekonomide para aslında gerçek bir para değildir.
Peki nedir?
Köylülerin ve esnafın namına çıkarılmış borçlanma senetleridir. Bu tükenince bunun yerine tahviller ve Hazine bonoları alır. Bunlar özel sektörün mali kuruluşlarına satılır. O da tükenince dış âleme borçlanılır. Enflasyonla mücadele etmek böyle bir ekonomi için sosyal intihardır. Çünkü nüfusun yarısını oluşturan köylü ve esnafın verimlilikleri çok düşüktür ve hayat seviyeleri geçinme hattının altındadır. Tahıl üreten bir çiftçinin yılda 30-35 gün çalıştığı söylenir. Bu adama siz eğer bu ödemeyi yapmazsanız, açlık hattının altına düşebilir. Bu yüzden teşhisi doğru koymak lazım. Bizdeki krediler Uzakdoğu'daki gibi beş şirkete gitmedi. Bizdeki krediler 10 milyon köylü ve esnaf ailesine gidiyor. Bu 30-35 milyon insan demektir. Eğer bunlara para verilmezse, küçük üreticiler krize girer, topraklar ekilmez. Gerçekçi bir programın o adamların hayat standardını ne ölçüde düşüreceğini bilmemiz lazım.
Peki bu sorun nasıl çözülebilir?
Piyasa ekonomisine geçişle çözülür. Derviş piyasalar yatıştıktan sonra gerçekleri halka söylemeli. Bu işin döviz kuru meselesi olmadığını anlatmalı. Biz iktisadi örgütlenmemizi değiştirmeliyiz. Bizim en önemli meselemiz devletçiliğin tasfiyesidir. Ama bunu ne bürokrasi ne de siyasi iktidarı elinde tutan köylü ve esnaf istiyor. Özel sektörümüz de afyonlanmış bizim. Cumhuriyet tarihinde yaptıklarımızın doğru olmadığı artık ortaya çıkıyor.
Siz 'kokuşmanın tabanda' olduğunu, açıktan para isteyen köylü nün yolsuzluklara aldırmadığını da söylemişsiniz. Siyaseti düzeltmek nispeten kolay ama bir toplumun sosyal yapısı nasıl değişir?
Bizim modernleşme modelimizde sosyal ahlakla ilgili hiçbir şey yok. Laikliğin getirdiği sınırlamayla, din öcü gibi alındı, yerine de bir yorum getirilmedi. İnsanımız değerlerini kaybetmiş bir şekilde kendi çıplak menfaatleriyle ve yoksullukla karşı karşıya kaldı. Bizim sade vatandaşa bu küreselleşme çağında önce bir sosyal ahlak kodu vermemiz lazım. Bu, filozofların, ahlakçıların, eğitimcilerin ve din adamlarının meselesidir. Bu ülkede var olan dini kurumların ve hareketlerin de bu topluma sosyal ahlak kodu bakımından verebilecek bir şeyi yok. Herkesin çekinin karşılıksız olduğu, kimsenin senedini ödemediği, herkesin diğerini dolandırmak için ticaret yaptığı bir ortamda piyasa ekonomisi çalışmaz. Türk toplumu değer sistematiği yanlış bir toplum. Çalan adamı bile çok fazla
ayıplamıyoruz. Sadece kendi zekâmız konusunda güvensizlik duyuyoruz.
Sizinle konuştuğumda bin dolar yüz seksen bin liraymış. Ve siz bana 'Türk parası ölmüş vaziyette' demişsiniz. Şimdi bin dolar bir milyar lira oldu. Türk parasının durumunu şimdi nasıl tarif edersiniz?
Bugün Türk parası para olmaktan çıktı. Çılgın faizler onu ayakta tutuyor Meselelerimizi küçülterek bir yere varamayız. Bu memlekette 15 yıldır milli gelir artmıyor. Hatta azaldı ve şu andaki dolar kuruyla fert başına milli gelir 1800 dolar civarında. 1980 öncesine geri döndük biz. 'Sovyetler gibi çökeceğiz' dememin bir nedeni de buydu zaten. Sovyetler'in de 1970-90 arasında hiç milli geliri artmadı ve çürüme yaşandı. 8 saat kömür için kazma sallayan adam yeryüzüne çıktığında ekmek ve sabun bulamamaya başladı. Rusya 1990'dan beri bu çöküşü yaşıyor. Gerçi durumu bizden çok vahim ama eski Doğu Bloku ülkeleri bizden çok daha iyi yol aldılar. Önce yabancı sermayeyle ilgili çok radikal kararlar verdiler.
Peki kaç yılımız daha var sizin o dediğiniz büyük çöküş için?
Beş sene içinde Türkiye'de her şey belli olacak. Ne tarafa doğru gideceğimiz anlaşılacak. Belki on sene içinde Avrupa Birliği'ne bile girebiliriz. Türklerin en uzun asrı Osmanlı döneminde 19'uncu yüzyıldı. Türkiye Cumhuriyeti'nin de en uzun on yılı önümüzdeki on yıl olacak. Ya meselelerimizin hepsini çözeceğiz ya da Suriye gibi bir ülke veya Saddamvari bir ekonomi olacağız.
Kemal Derviş'in sorunları ele alış biçimini ve önerilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kemal Derviş şu anda öğrenme ve programlama safhasında. Kriz yaşanmasına rağmen kendisine bir üç ay, altı ay avans verilmeli. Ancak uzun vadeli programını açıkladığında Kemal Dervişi değerlendirmek mümkün olabilir.
Neden Türkiye, Amerika'da yaşayan bir vatandaşını getirdi ekonominin başına? İçeride hep birlikte çarpıldığımız için, bir çözüm sağlayamayacak hale mi geldik acaba?
Türk siyaseti ve bürokrasisi negatif seleksiyona gitti hep. Derviş'in yurtdışından getirilmesi bu negatif seleksiyonun sonucudur. Ayrıca Derviş, bize dış kredi verecekler açısından bir garanti unsuru olarak görülüyor. Kim 100 milyar dolarının Türkiye'de batmasını göze alabilir ki... Derviş allahaısmarladık dediği zaman krediler de kesilecektir.
Siyasi ve sosyal yapı Derviş'i engellemeye kalkacak mı sizce?
Sistemi değiştirmeye kalkarsa ne yapacaklarını bilmiyorum. Ama Derviş Türk aydınına davranışıyla örnek oldu. Kendisi bir partiye davet edildi ve kabul etmedi. Kariyerist olsaydı ilk günden 'emrinizdeyim efendim' derdi.
Adım adım çöktüğümüzü görmemize rağmen niye buna dur diyemedik? 60 milyon kör müyüz biz? Geleceği hiç mi göremiyoruz ya da sizin gibi geleceği görenleri niye dinlemiyoruz?
Sosyal ve siyasal olarak bu fikirler toplumda bilinmiyor. Bir yol kazası oldu, tekerlek çukura girdi diyenler çok fazla. Oysa mesele bir para meselesi değildir. Bu bir medeniyet meselesidir. Biz bir uygarlık seçimi yapıyoruz. İki yüzyıldır uyguladığımız bir modernleşme modelimiz var. İki yüzyıl önce Batılılaşmaya karar verdik ama modelde yanlışlar yaptık. 37'de devletçiliğe, 60'ta planlamacılığa geçtik. Sol kadroların Doğu Avrupa modelini yaratmasıyla dünyanın realitelerinden koptuk. Batı medeniyetinin dışında kendimizi tanımladık ve NATO üyesi olan bir Doğu Avrupa ülkesi durumuna düştük. Bilinçli bir şekilde Üçüncü Dünyacılığı tercih ettik. O yüzden AB üyeliğini reddettik. Biz, Yugoslavya, Mısır tipi bir ülke olmak istiyorduk. Ama Üçüncü Dünya küreselleşmenin silindiri altında kaldı. Mısır hâlâ kendini tanımlayamıyor. Yugoslavya da bölündü. Biz artık uygarlık seçimimizi yapmalıyız. 'Uygar âlemdeki gibi bir piyasa ekonomisini, onunla uyumlu bir vergi modelini ve sosyal ahlakı, demokratik hukuk devletini kabul ediyor muyuz, etmiyor muyuz' karar vermeliyiz.
Gerek Osmanlı'nın gerekse Türkiye Cumhuriyeti'nin iyi yönetildiği, ekonomisinin üretime dayalı bulunduğu, sağlıklı bir yapıya sahip olduğu bir dönem var mı?
Yok. Emperyalizmle mücadele ediyoruz diye biz Osmanlı'dan bize kalan yarım yamalak piyasa ekonomisini de yıktık. Bu bizim yaptığımız en büyük hatalardan biridir. İzmir'e, İstanbul'un Pera'sına, Samsun'a, Trabzon'a bakın. Orada gelişmiş bir burjuvazinin geçmişte yaşadığını görürsünüz. Bugün bunlar yok. İzmir'dekiler bizim ilk fındığımızı, üzümümüzü dış piyasalara götürüp tanıttılar. Biz onların bütün kalıntılarını tasfiye ettik, onun yerine Nazilli Basma Fabrikası kurduk. Biz içe döndük. Bugün piyasa ekonomisinden kopmanın bedelini yaşıyoruz.
Türkiye yüzlerce yıllık bir çarpıklıktan kurtulmaya karar verse, buna mecbur kalsa, bu yapıyı değiştirirken nasıl acılar çekeceğiz?
Doğu Avrupa'dakine benzer acılar yaşayacağız. İşsizlik olacak, birçok fabrikada üretim duracak. Bankalar kapanacak. Köylülerin taban fiyatları verilmeyecek. Bu kaos, eğer bir program yapılırsa, hedef gösterilirse atlatılabilir. Şimdi bir fabrika kapandığında TOBB feryat ediyor. Maalesef bizim özel sektörümüz de yıllardır kamudan geçinmiş. Bu değişim kolay değil. Bizim bütün banka sistemimizin Deutschebank'ın yarısı kadar olmadığı söyleniyor. Dünyada ilk beş yüz işadamı sıralamasına giren beş zenginimiz var ama bütün bankaları topladığınızda dünya çapında bir bankamız yok. Bu, bankacılık aracılığıyla reel sektöre de büyük fonlar aktarılmış demektir. Özellikle holding bankacılığının ve reel sektörün eleştirilerinin büyük kısmı çok doğru değil.
Sizce şu anda yaşadığımız kriz ne kadar sürer?
Şu anda biz para kriziyle uğraşıyoruz. Biraz dış borçla ve Merkez Bankası'nın rezervlerini eritmeyeceğine dair güven vermesiyle bu kriz geçebilir. Zaten enflasyonla mücadeleyi ortadan kaldırınca baskı da ortadan kalktı. Ama esas krizi atlattığımızı sanmayalım, esas kriz sürüyor. Biz devletçilikten piyasa ekonomisine geçiş sorununu 15 senedir tartışıyoruz ama çözemedik. Bütün Doğu Avrupa ülkeleri çözdüler, biz razı olmadık. Biz, devletçiliği tasfiye etmemenin, piyasa ekonomisine geçmemenin krizini yaşıyoruz. Biz bir iktisadi bozguna uğradık. Bugün bu bozgunun başlangıcını yaşıyoruz. Her şeyi yapar da devleti küçültürsek, en iyi ihtimalle bu bozgundan on senede çıkarız. Her şeyin düzeleceğine dair iki-üç yıllık programlar yapamayız artık. Dışarıdan gelecek 20 milyar dolarla ancak bir-iki seneyi daha atlatabiliriz.
Türkiye ne zaman huzurlu ve güvenli bir yapıya kavuşabilir?
Fert başına gelir on bin dolar olduğunda, Yunanistan'ın durumuna geldiğinde güvenli bir yapıya kavuşabilir.
Kemal Derviş'le o güzel ve ümitli günlere kavuşabilecek miyiz?
Derviş'in kadrosuna, programına ve yardım paketine bakmadan bir şey söylenemez. Eğer Derviş, iktisadi ve siyasi iktidarların ayrışması için adım atıyorsa doğru yolladır. Atmıyorsa ve sadece para buluyorsa, kurla, faizle, uğraşıyorsa doğru yolda değildir. Çünkü Türkiye'de KİT'lere sahip olan ekonomiye ve siyasete de sahip oluyor. Bu da rant ekonomisini doğuruyor. Siyasi ve iktisadi iktidarlar ayrılmadan Türkiye'de hiçbir istikrar programı uygulanamaz. Bu ülkede kesin bir şekilde özelleştirme yapılmalı, devlet küçülmeli. Derviş dünya literatürüne girmiş bir iktisatçı. Bunları bilebilecek biri ama bu potansiyelini kullanılır mı kullanmaz mı, derin devlete doğru gidip ikinci bir Karaosmanoğlu mu olur, yoksa oradan çıkıp Türkiye'nin önünü bir Adam Smith gibi mi aydınlatır göreceğiz.
Türkiye için yeni bir hayat başlıyor diyebilir miyiz?
Şu anda yaşadığımız kriz, uzmanların yardımına ihtiyaç doğurdu. Derviş'in dediği fırsat, bu olabilir. Bu fırsat kullanılabilirse, Türkiye için yeni bir hayat başlıyor olabilir. AB'ye muhalefet eden kurumlarımızla biz ulusça Batılılaşma ve medeniyet konusunda çok kötü imtihan verdik. Batılılaşmayı gerçekten kim istiyor artık bilmeliyiz. Bilmenin yolu da Kopenhag Kriterleri'dir. Kim ki Kopenhag Kriterleri'ne karşıdır, gerçek anlamda Batılılaşmayı istemiyor demektir. Kopenhag Kriterleri bundan böyle bir turnusol kağıdıdır bizim için.

 

Güneri Akalın NEDEN?
Türkiye'nin neredeyse üç ayda bir krize girdiği bir dönemde artık sorunun temelde olduğu iyice anlaşıldı. Her kriz için geçici önlemler bulmaya çalışmak ülkenin dertlerine çare getirmedi. Yıllardan beri sorunun çok derinlerde olduğunu söyleyen, köklü çözümler alınmaması halinde Türkiye'nin çıkmaza gireceğini öngören insanlarımız hep vardı. Ama ne toplum ne de yöneticilerimiz gerçekleri söyleyen bu insanları dinledi. Geleceği öngören insanlarımızdan biri de iktisat profesörü Güneri Akalın'dı. Üç buçuk yıl önce kendisiyle yaptığım bir röportajda başımıza gelecekleri neredeyse harfi harfine anlatmıştı. Ama onun söylediklerini kimse dinlemedi. Onun için biz de bugünkü durumu tekrar kendisiyle konuştuk. Hacettepe Üniversitesi Maliye Bölümü öğretim üyesi olan Prof. Güneri Akalın'ın kamu ekonomisi, KİT'ler, tarımın vergilendirilmesi, eğitim ekonomisi ile ilgili kitapları var. Akalın, yakında yayımlanacak yeni kitabında ise Türkiye'nin piyasa ekonomisine geçiş sürecinde yapması gerekenleri inceliyor ve diğer ülkelerin bu süreçte neler yaptıklarını araştırıyor.

Neşe DÜZEL-Radikal 

Önceki Sayfa

http://mercek.tripod.com