DUMANLI-Zaman Ekrem

Ordu ve İslam

Müsl

Hasan GÜNEŞ-KATRE

E-mail: hasangunes@hotmail.com

Ekonomik Kriz ve Şükürsüzlük

 

 

Kriz  dalgası dünyayı dolaşıyor. Önce doğu bloğunu, sonra Güney doğu Asya'yı, şimdi de Türkiye'yi vurdu. Güney Amerika ise toparlanma aşamasında.  Aslında kriz gezmiyor, her ülke kendisi üretiyor. Ekonomik krizler hep siyasi ve sosyal krizlerin ve zorlamaların arkasından geliyor.

 

Doğu bloğu krizden hiç çıkmamıştı. Komünizm öncesi sermayeyi çabuk tüketti. Dünyaya kapalı olan halk bütün dünyayı açlık içinde zannediyordu. Sovyetlerin hem kendi halkına hem de dünyaya karşı silahlanması çöküşü hızlandırdı. ABD  Sovyetleri zorla silahlanma yarışına soktu. Sovyetlerin nefesi yetmedi. Aslında bir ülkeyi çökertmek için en etkili metotlardan. Globalleşen dünyada halkın taleplerini karşılayamadı ve dağıldı.

 

Bu bölgelerin siyasi ve ekonomik yapılarında belirgin bir şekilde iki tane ortak özelliği mevcut. Birincisi  istibdat, yani baskıcı  yönetimler, ikincisi sefahat. İstibdat, silah yada silahlanma hep at başı gitti. Ekonominin önemli bir kısmını kendisine ve Batı'ya mahkum etti.

 

Komünist olan ve komünist olmayan ülkeler  arasındaki fark, ülkedeki bu iki unsurun hangisinin ağırlıklı veya öncelikli olduğudur. Komünist  ülkelerde istibdat öncelikli ve ağırlıklıdır. Sefahat ise daha dar bir alandadır. Devletin imkanlarından sadece çok az bir zümre faydalanır.  Halkın sefahate  maddi gücü yoktur.

 

Güney Doğu Asya, güney Amerika ve bizim gibi  ülkelerde ise istibdat ikinci plandadır, yada perde altındadır. Siyaset güdümlüdür. Siyasetin güdümünden biraz uzaklaşabilenler sayesinde refah daha geniş kitlelere ulaşabilmiştir.  Fakat maalesef çok zor şartlarda elde edilen bu refah ve imkanlar bizim gibi ülkelerde ekseriyetin  elinde israf edilerek sefahate dönüşmüştür.

 

 

Şükürsüzlüğün göstergesi sefahattir. Nimetlerin  maddi tarafına bakacak olursak, kesrette boğulmamak, hadisenin içinde kaybolmamak ve  teferruattan kurtulmak için, hadisenin özüne inmek gerekir.  Hakikatte ortada bir nimet vardır, bir de nimetten faydalanalar. Arada iktisat kitaplarında ifade edilen hakkında kitaplar yazılan yüzlerce sebep vardır. Her bir sebep sanki fani dünyayı ilelebet ayakta tutacak yıkılmaz bir sütun.  Fakat bir de nimeti yaratan vardır. Acaba bu nimetlerin fiyatı nedir? Nedense insanların ekserisi tüm hesaplarını  ilk ikisine göre yapar. Nimetin yaratıcısını göz ardı ederler. Nimetlerin haliki olan  alemlerin Rabbinden gaflet ederler.  Ta ekonomik kriz ile  duvara çarpıncaya kadar. 

 

Bir gün öncesine kadar her şey yerli yerindeydi. Tıkır tıkır çalışıyordu. Fabrikalar  aynı hızla üretime devam ediyor.  İthal mallar kapış kapış gidiyordu. Lüks mağazalar ve eğlence  yerleri geç saatlere kadar tıklım tıklım doluydu. Bir günde yüzlerce uçak iniyor, kalkıyor. İçinde  iyi  giyimli yüz binlerce kişi. Havalimanları marketler ve otobanlar tıklım tıklım. Ekonomik kriz sanki deprem gibi vurdu. Halk  bir gecede  servetinin yarısını kaybetti. Nimet ile aramızdaki tüm sebepler sükut etti. Batılıların paranın mabetleri yada mabutları  dediği bankalar cenaze evine döndü. Sütunlar birer birer çöktü. Ondan sonra nimetlerin de bir yaratıcısı olduğu hatıra geldi.

 

 

Aslında şükürsüzlüğün ekonomik bir boyutu olmakla birlikte, unutulan bir de siyasi yada sosyal boyutu vardır.   Maddi nimetler yiyecek, içecek gibi bilinen malum nimetlerdir. Fakat bunlar kadar önemli olan, hatta bunlardan daha önemli olan,  eksiğiyle gediğiyle bir demokrasi  nimeti vardı. Temel hak ve hürriyetlerde problemlerimiz yok denecek kadar az idi. O imkanlar bizim gibi “ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam”  prensibini rehber edinenler için, ekmekten daha büyük bir nimet idi.

 

Ekmek gibi bir nimetin şükrünü eda edemeyenler, ondan daha mühim olan hürriyet gibi aziz bir nimetin de şükrünü eda  edemedi. İstihkak nazara alınmayarak mübalağalı taleplerde bulunuldu. Mevcut nimetlerin elde edilmesine vesile olanlar ve onların metotları  unutuldu.  Bir kısım maceracıların peşine takılıp, milleti bölüp parçalayarak enerjisi, zamanı ve imkanları israf edildi. Önce hürriyet ve demokrasi gitti, daha  sonra da ekmek. Ekmeğini kaybeden halk şimdi sokakta.

 

 

Aslında, bu kriz veya bu musibet,  ehl-i iman için bu bir silkiniş olmalı. Sonuçsuz maceraları bırakıp, geçmişteki kazanımlar ve nimetlerin elde edilmesinde esas olan metotlara ve hizmet tarzına dönülmeli. 

Önceki Sayfa

http://mercek.tripod.com