Düşünceye ceza utanç verici

Yeni Asya gazetesi imtiyaz sahibi Kutlular'ın cezaevinde bulunması ve yazarlarına verilen cezalar medyanın önde gelen isimlerinin tepkisine neden oldu. AB Sürecindeki Türkiye'nin düşünce cezasıyla mesafe alamayacağı vurgulandı.

İSTANBUL - Liberal Düşünce Topluluğu'nun İstanbul Armada Otel'de düzenlediği ``Düşünce ve İfade Özgürlüğü" konulu sempozyumun ``Medya ve İfade Özgürlüğü" konulu oturumunda konuşan konuşmacılar Yeni Asya gazetesi imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular'ın hapsedilmesine tepki gösterdiler. Yeni Asya gazetesi Genel Yayın Müdürü Kâzım Güleçyüz, oturumun tartışma bölümünde söz alarak, konuşmacılardan,  Mehmet Kutlular'ın, düşüncesini ifade ettiği için cezaevine konulması ve 6 yazarın aynı sebeplerle mahkum edilmesi hakkında bir değerlendirme yapmalarını istedi.
``Medya ve ifade özgürlüğü" konulu oturuma konuşmacı olarak katılan gazeteci-yazar Şahin Alpay bu soru üzerine şu değerlendirmeyi yaptı: ``Yeni Asya yazarlarının uğramış oldukları haksızlık, haklarında açılmış olan dâvâlar, ve Sayın Mehmet Kutlular'ın hapse atılması ve diğer yazarlarının hapisle karşı karşıya olması, Türkiye'de ifade özgürlüğünün ne büyük bir tehdit altında olduğunun en son göstergesidir. Burada Türkiye Cumhuriyetinin gösterdiği 3 aday arasından AİHM yargıçlığına seçilen Dr. Rıza Türmen'i dinledik. O `aşırı fikirlere' sahip bir örgütün temsilcisi değil, rejim muhalifi değil, bilakis Türkiye'nin onayıyla oraya gelmiş bir kişi. Onu dinlediniz. Dedi ki, `Avrupa standartlarında şiddete tahrik, hakaret ve sövme dışında ifade özgürlüğüne bir sınır yoktur.' Daha da ayrıntılı şeyler söyledi. `Ayrılıkçılık savunuculuğu suç değildir' dedi. Hatta `Şiddet savunanların da bu beyanlarının ne kadar etkili olacağının dikkate alınması gerektiğini' söyledi. Yani bir oda içerisinde üç kişiye konuşmasıyla, TV'de konuşma arasındaki fark gibi. Bütün bunların ışığında, Yeni Asya yazarlarının hapsedilmeleri -söyledikleri ne olursa olsun- kesinlikle ifade özgürlüğünün ağır bir şekilde ihlalidir. Ve bir utançtır. Benim kanaatim budur.
Sayın Mehmet Kutlular'ın içine düştüğü durum konusunda acaba kaç kişi yazı yazdı gazetelerde, kaç kişi düşüncesini söyledi? Hakikaten acıklı bir durum bu. Benim söyleyeceklerim, esas olarak bunlar.

BUMİN: VAHİM BİR DURUM

Yeni Şafak yazarı Kürşat Bumin ise şu değerlendirmeyi yaptı: Sistemde rejim aleyhtarı ve muhalif ayrımı yapılmıyor. Kim kendisinin hoşuna gitmeyen bir yorumda bulunuyorsa hemen o rejim aleyhtarı durumuna düşüyor. Demokrasi muhalifleri de nazara alan bir yapıdır. Onların da seslerini duyurmasını sağlar.
Sayın Alpay, `Mehmet Kutlular'ın meselesi ile ilgili olarak yazanlar kaç kişi' diye sordu. Ben de yazanlar arasındaydım. Çok az insan yazdı. Ben de o azınlık insanların arasındaydım. Sayın Kutlular, `Deprem İlahi ikaz'dır dediği için mahkum edildi. Tabii bunu Yargıtay onayladı. Türkiye'de bu ifade özgürlüğü konusunda iki tarafa bakmak lazım. Bir, devlete, sisteme ve yargıya; bir de gazetecilerin kendilerine bakmak lazım. Şimdi depremin ilahi bir ikaz olduğunun cezalandırıldığı bir ülke, o zamanda söylemiştim, Hıristiyanlığın Roma da ilk yeşerdiği yıllarda belki olabilirdi. Orada da olmaz, çünkü onların da başka bir ilahi düşünceleri vardı. Böyle bir şey mümkün değil. Yargıtayın Ermeni soykırımı iddiaları konusunda da bir karaları olduğunu biliyoruz. Böyle bir karar bütün dünyaya güldürecek bir durum. Fakat bundan da vahimi Mehmet Kutlular meselesidir. Yani demek ki Yargıtay, teolojjik problemlere de el atmış durumdadır. Dünya dar geldiği için biraz da ilahi kata doğru yönelmiştir. Neredeyse, `olur mu öyle şeyler' der gibi. İnanılır bir şey değil. Tabiî Şahin Alpay'ın söylediği gibi, bunda asıl inanılması daha da güç olan, basının bu konuda ağzını açıp bir şey söylememesidir. Şimdi şöyle bir şey de var Türkiye'de. Mahkeme kararları millet adına yapıldığ için, pek iyi şeylerdir gibi kabul edilip, pek üzerinde konuşulmaz. Böyle bir şey olur mu? Dava süresince konuşmamak gibi bir kabul de var. Bu da çok yanlış. Anayasa'nın ilgili maddesi var. Ama o okunduğunda, `elinde otoritesi olan kişiler'e mahkeme kararları konusunda konuşma yasaklanmış. Yani telkinde bulunmayacaksın, baskı yapmayacaksın demek. Yoksa, bir şair iki dize yazmış-okumuş. Onun hakkında dava açılmış. Bizdeki basın, `mahkeme süresince konuşma, karardan sonra da konuşma' der. Ne zaman konuşacağız? O zaman hiç konuşulmayacak mı? Böyle şey olur mu? Öbür türlü bir memlekette hukuk ilerler mi? Bu mesele de böyle. Bir tarafı Yargıtay'ı ilgilendiriyor, bir tarafı gazetecileri ilgilendiriyor. Böyle olmaz! Olursa bu kadar olur!
BARLAS: DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ BU KADAR MI?
Oturuma başkanlık eden Gazeteci-yazar Mehmet Barlas da konu hakkında şunları söyledi: Sayın Mehmet Kutlular'ın mahkumiyetiyle ilgili yazan mutsuz azınlıktan biriyim. Gerçekten Türkiye'de düşünce özgürlüğünün olmadığını, basının özgürlüğünü çok tartışılır olduğunu hepimiz görüyoruz. Burada bir konu var. Türkiye'deki kamplaşmalar, çeşitli görüş sahiplerinin dünya, hukuka farklı bakış açıları ortada. Ben sanıyorum 28 Şubat döneminde bunlar, yarı askeri rejim ile maruz kalanlar hukukun üstünlüğünü ve herşeyin kaynağının insan olduğunu anlamışlardır. Ama hala bir düalizm çeşitli şekillerde kendini açığa vuruyor. Bunları artık hepimizin, sağcı-solcu, İslamcı liberal farkına bakmaksızın bu anlayışı yenmemiz lâzım. Ama bunu ne kadar süreceğini kestirmek biraz da güç. Sabır işi.
Değişmemiz lâzım. Yoksa gerçekten ikinci sınıf ülkeler sınıfına dahil olacağız. 20. yüzyılı ziyan etmiş 21. yüzyıla girmiş bir durumda olarak. Biz kendimizi dünyaya uyduramazsak dünya bizi kendine uyduruyor.
Basın özgürlüğü olmadan bir çok şeyin değişmeyeceğini biliyorum. Dünya bankası ya da IMF her sene buraya 10 milyar dolar gönderse eğer bu ülkede özgür basın yoksa, yani kamusal denetim basın vasıtasıyla yapılmıyorsa 10 milyar dolar olduğu gibi hortumlanır, birilerinin cebine girer.


Önceki Sayfa

http://mercek.tripod.com