MESUT YILMAZ-ASKER İHTİLAFI VEYA ''BÜYÜK OYUN''
Cengiz Çandar
Kime muhtıra? Mesut Yılmaz'a mı, tüm 'sivil siyaset'e mi?
Mesut Yılmaz'ın ANAP Kongresi'nde 'tartışmaya açmak'tan söz ettiği 'Ulusal Güvenlik kavramı' üzerine, 72 saat sonra gelen Genelkurmay Genel Sekreterlik açıklaması, Türk siyaset gündeminin üzerine bomba gibi düştü.
Normal işleyen herhangi bir demokratik ülkede, hele o ülke bir 'AB aday ülkesi' ise böyle bir durumun meydana gelmesi kimsenin aklından bile geçemez. Burada olur. Çünkü, Türkiye, aksine tüm günlük söylem ve söylevlere rağmen, 'uluslararası demokratik standartlar'a sahip bir ülke değil. Öyle bir ülke olsaydı, burada 28 Şubat gibi bir süreç yaşanmaz ve Mesut Yılmaz, 'askeri operasyon' sonucunda Başbakanlık koltuğuna oturmazdı.
Öyle bir ülke olsaydı, bir 'yolsuzluk gensorusu' ile Cumhuriyet tarihinin koltuğunu terkeden tek başbakanı olan Mesut Yılmaz'ın bugün Başbakan Yardımcısı olmaması gerekirdi. Öyle bir ülke olsaydı, 1991'den bu yana ANAP Genel Başkanı sıfatını taşıyan Mesut Yılmaz'ın o günden bugüne üç kez ve her seferinde daha da acı bir seçim yenilgisi yaşadıktan sonra, hiç değilse, iki kez ANAP Genel Başkanı sıftanı terketmeliydi. Oysa, 2001 Ağustos'unun başında en büyük kongre zaferini kazanarak, yeniden genel başkan seçildi.
Türkiye, öyle bir ülke olmadığı için böyle şeyler olabiliyor…
Şimdi kimden 'yana olacağız'? Genelkurmay Genel Sekreterliği'nin, tüm 'sivil siyaset'i ipotek altına alacak içerikteki zehir zemberek açıklaması üzerine, 'demokrasi'den ve 'parlamenter rejimin meşruiyeti'nden yana olmamız gerektiği için Mesut Yılmaz'la mı saf tutmak gerekecek? Kimi ANAP'lıların hedefi genişletmek ve işi Mesut Yılmaz ve ANAP'ın üzerinden aşırmak için tasarladıkları bu. Hesap böyle.
Mesut Yılmaz-Genelkurmay gerginliğinin 'arka planı'na gözünü dikenler açısından, bu oltadaki yeme takılma hevesi olamaz.
Nedir Mesut Yılmaz-Genelkurmay gerginliğinin 'arka planı'?
Önce şu soruyu sormak daha isabetli olur: 28 Şubat'ın Başbakanı Mesut Yılmaz ile askerler arasında bir 'gerilim'in anlaşılabilir bir yanı var mıdır? Yani, Mesut Yılmaz,'sivil siyaset' adına ve 'demokrasi' namına konuşmaya ehil birisi midir ki, Genelkurmay ile çatışsın. Genelkurmay'ın, üç yıl önce askeri çevreler tarafından Başbakanlığa atanmış ve bu yüzden Hasan Celal Güzel'in 'Mesut onbaşı' sıfatıyla alay ettiği bu siyaset adamına garez beslemeleri için ne gibi bir sebep olabilir ki?
Bu 'gerilim'in ardında bir 'bit yeniği' mutlaka olmalıdır. Vardır da… Bunun ne olduğu, Genelkurmay açıklamasının şu satırlarında okunuyor: "Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nde ekonomi iflas noktasına gelmişse, ekonomiyi bu hale getirenler hakkında en ufak bir işlem yapılmıyorsa, milli ve ahlaki değerler aşındırılmışsa, soygun düzeni adeta normal bir davranış haline gelmişse… ülke içinde siyasi istikrar, kişisel ihtiraslar nedeniyle bir türlü sağlanamıyorsa…"
Bu satırların, akamete uğratılan Beyaz Enerji soruşturmasıyla, Mavi Akım yolsuzluğu iddialarının son olarak Boğazlar'dan geçirilen Sapiem 7000 ile bir zafer haline dönüştürülmesinin irtibatını kuramayanlar, Türkiye'de olan-biten hiçbirşeyi anlayamama gafleti içinde bulunanlar olmalı.
Mavi Akım olsun, Beyaz Enerji olsun; uluslararası politikanın en netameli alanları, muazzam paraların döndüğü, siyasi nüfuzun üzerinde tesis edildiği büyük güçlerin rekabet sahaları. Siz, bir ülkeyi yüzde 90 oranında Rusya'ya bağımlı kılacak bir 'stratejik kusur'a imza atacaksınız ve bunu yaparken gıllı gışlı akçeli işlere bulaşacaksınız ve bunların üzerine 'ulusal güvenlik kavramı tartışılmalıdır' örtüsünü geçirerek, 'demokrasi bayrağı'nı kapmayı ve 'AB kozu'nu kumarınızda joker gibi oynamayı tasarlayacaksınız… Bu arada, 'büyük medya' da, 'çıkar dağıtımı koordinasyonu'nu çok iyi becerdiğiniz için sizin kontrolünüzde olacak… Karşınızda Amerika'yı, Rus enerji lobisine karşı enerji lobilerini, dahası enerji bağımlılığı ve yolsuzluklara alerji duyan güç merkezlerinde bulursanız şaşırmayacaksınız.
Yanınızda ülkenin demokratik güçlerini bulamazsanız da şaşırmayacaksınız, çünkü 'oyun' onların oyunu değil; 'oyuna gelenler'i hariç…
30 Ağustos'un ardından ve sonbahar aylarında 'yolsuzluk soruşturmaları'nın canlanacağı duyuluyor, biliniyordu. Bu 'girişimler'in 'Mesut Yılmaz adresi'ne yöneleceğine ilişkin 'duyumlar' da vardı. Bu 'koku'yu en iyi sezenlerin başında ise Mesut Yılmaz geliyordu. Büyük ihtimalle bu nedenle, Eylül'deki ANAP Kongresi'ni Ağustos başına çekerek, 'durumu' sağlama almak istedi.
Kongre'de, bugüne dek ne MGK toplantılarında, ne TBMM'de, ne hükümet içinde, ne AB'ye sunulacak 'Ulusal Program' hazırlıklarında konu etmediği 'Ulusal Güvenlik Kavramı tartışması'nı gündeme getirdi. Amacın, gerçekten 'Ulusal Güvenlik Kavramı'nı tartışmak olduğu pek kuşkulu. Askerle nasıl olsa patlak verecek tartışma da inisyatifi almak, ön almak olduğu ve askerden beklediği tepki gelince, bunu bir 'sivil siyaset-asker müdahelesi', bir 'demokrasi-anti-demokratik eğilimler' ve bir AB yanlılığı ile Üçüncü Dünyacılık tartışması boyutlarına taşıyarak, 'savunma mevzileri'ni tahkim etmek olduğu ise besbelli…
Allah var, Mesut Yılmaz 'oyun'u iyi oynuyor. 'Oyun', uluslararası enerji havzaları, bunların pazar payları vs. gibi devasa boyutlar taşıdığı için 'Büyük Oyun'…
Fakat bu 'Büyük Oyun', oyuncusunun başarılı performansına rağmen Amerika-Rusya (ve hatta Rusya-Almanya) rekabeti ve adı konmamış 'çatışması'nın çerçevesine oturduğu oranda, Mesut Yılmaz tarafından kazanılması zor bir oyun…
Ama bu 'oyun'un bundan sonraki episodlarının bir hayli 'heyecanlı' cereyan edeceği de kesin. Mesut Yılmaz'ın üzerine gidip sonuç alabilmek, onu 'silahsızlandırma'dan başarılamaz. Elindeki en etkili silahlardan biri, 'medya tekeli'… Ve, yakın bir gelecekte 'medya tekeli'nde büyük sarsıntılar meydana gelirse, bunun niçin olduğunu da sormayın. Bu yazıyı ve satıraralarını tekrar ve dikkatle okuyun…

 

Önceki Sayfa
http://mercek.tripod.com