“Leyla ve Mecnun”  
Abdurrahman Şen

 

Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan tarafından 1996 yılında yayınlanan kitabın, gözden geçirilmiş ikinci baskısı olarak, “Leyla ve Mecnun - metin, düzyazıya çeviri, Notlar ve Açıklamalar” isimli kitap, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.

“Aslında bir Arap çöl efsanesi olan Leyla-Mecnun” hikâyesinin, “Arap edebiyatında bedevî geleneklerine uygun bir gelişme çizgisi takip” ettiğini anlatarak başladığı önsözünde, sayın Prof. Dr. Nur Doğan daha sonra  genel bilgilerden sonra, esere hâkim olan ruhla ilgili olarak şu bilgileri veriyor: “ Türk edebiyatında ismi geçen Leyla ve Mecnun sayısı otuzu bulmakla beraber, kütüphanelerde ve özel ellerde nüshalarına tesadüf edilenlerin sayısı yirmiyi geçmemektedir. Bunların en eskileri; Osmanlı sahasında Edirneli Şahidî’nin, Çağatay sahasında ise Ali Şir Nevaî’nin Leyla ve Mecnun’larıdır. /............./ Leyla ve Mecnun mesnevîsinin içerisinde, yani vak’anın hikâye edilişinde de esere hâkim olan ruh, vahdeti vücut inancı ve platonik aşk anlayışıdır. Bu anlayış, duyuş ve idrak sistemi, sütün şeker içerisinde dağılışı gibi eserin her yanında kendini hissettirir.

Ancak, Fuzulî’nin Leyla ve Mecnun’u, tasavvuf öğretisini kuru kuruya sunan didaktik bir eser değil; fakat, beşerî bir aşk macerasının bütün canlı tezahürleri arasına ilahî aşkın, coşkun panteist duyguların lirizmi doğuran ruhunu büyük bir ustalıkla yerleştiren bir şaheserdir.

Evet, tekraren ifade edelim ki; büyük boyutlara varan felsefî derinliği ve tasavvufî enginliğine karşılık, Fuzulî’nin Leyla ve Mecnun’u, didaktik hiçbir hususiyet taşımamakta, aksine eserde sanat endişesi ve estetik arayışı en ön plânda gözükmektedir.”

Bilhassa “doğu kültürü” içinde, “aşk” denilince, bütün kavrayıcılığıyla karşılayıcı konumunda bulunan “Leyla ve Mecnun” efsanesinin, Fuzulî elinde nasıl yoğrulduğunun işaretlerini de yine aynı önsözün şu satırlarından öğrenebiliyoruz: “... Fuzulî, özellikle tasavvufun âlem ve insan telakkisini mecaz yolu ile anlatmak için eserini kaleme almamış; fakat, şairimiz, Mecnun ve Leylâ adındaki iki âşık arasında geçen bu dramatik aşk, ayrılık, ıztırap ve çile ile dolu maceranın, tasavvuftaki asıl vatandan (vahdet) kopuşu ve gurbete ( kesret âlemi) düşüşü (seyr-i nüzûl) ve bu andan itibaren, ayrı düşülen varlığa (Allah’a) ulaşma (Fenafillah) yolunda (seyr-i urûc) duyulan iştiyak ve hasreti (aşk-ı hakikî), bu uğurda verilen nefsî mücahedeyi ve çekilen sıkıntıları ifade eden ‘devir nazariyesi’ yaklaşımına çok uygun düşmesi sebebiyle bu formu seçmiş ve böylelikle eser, gerçek hayatın insan ruhunu yakan tezahürleri ile varlığın tasavvufî yorumunu birlikte yansıtacak şekilde bu dâhi sanatkârın estetik heyecanlarla zenginleşen ruhunun bahçesinde nadide bir çiçek gibi açmıştır.”

Kitabın yayına hazırlanışında dikkat edilen hususiyetlerle ilgili olarak, Muhammet Nur Doğan’ın verdiği bilgilere de göz atmamızda fayda var: “Biz bu kitapta okuyucunun metinle çeviriyi kolay ve rahat bir şekilde karşılıklı takip edebilmesi için pratik bir yola  başvurduk ve aynı bölümlerin metinleri ile çevirilerini karşılıklı sayfalarda verdik. Böylelikle soldaki sayfalar arka arkaya manzum metne, sağdaki sayfalar da arka arkaya mensur çeviriye ayrılmış oldu. Dileyenin sol sayfalarda manzum metni, dileyenin de sağ sayfalarda çeviriyi okumasına imkân hazırlanmış oldu.

Çeviri yapılırken metnin bütünlüğünün korunmasına özen gösterildi. Bunun için kimi beyitlerin üzerinde onların doğru anlaşılabilmesi için saatlerce hatta günlerce düşünüldüğü oldu. Fuzulî’nin şiirde kelimelerle oynayan, sözü anlam katmanları içerisinde gizlemeyi seven karakteri göz önünde bulundurulduğunda, onun şiirini eksiksiz anlamanın ve gerçeğe uygun bir şekilde nesre aktarmanın ne kadar zor bir iş olduğu anlaşılır.

Yine çeviride özen gösterilen bir husus da beyitleri nesre çevirirken ifadelerin şiirsel güzelliğini nesir diliyle de yansıtabilmekti. Bu sebeple zaman zaman devrik cümle kullanma yoluna gidildi.

Bu kitabın bir başka özelliği de metin içinde yer alan 24 gazel ve 2 murabbanın çevirisinin tarafımızdan nazmen yapılmış olmasıdır. Bunlar kitapta italik harflerle dizilmiştir.”

Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan’ın vukufiyetle yeni nesillerin istifadesine sunduğu kitabının sonunda yer alan “Metin ile ilgili notlar ve açıklamalar” la, 22 adet renkli basılmış minyatürün varlığı; Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Leyla ve Mecnun” kitabına mânevî lezzeti yanında kalite ve görsel zenginlik katmış!

Mesnevî’den habersiz, Yunus Divanı’ndan (!) “Şol Cennetin Irmakları” dışında bir şey okumamış tahsillilerimizin (!) varlığından hepimizin haberdâr olduğu bir ortamda; “Leyla ve Mecnun”un - üstelik günümüz diliyle de kolaylaştırılmış baskısının- daha geniş kitlelerce okunmasının kültürel devamlılık için önemini hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum...

Yapı Kredi Yayınları “Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi”nden okuyucuya sunulan ve Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan’ın hazırladığı “Leyla ve Mecnun” kitabından dolayı emeği geçen, kültürümüze ve gelecek nesillere bu kitabı kazandıran her isimli-isimsiz kahramana teşekkürler...

 

Önceki Sayfa

http://mercek.tripod.com