mercek
medyadaki rehberiniz
 

 MEHMET ALTAN
maltan@sabah.com.tr


Rahmetli CHP

Günümüzün delifişek şovmenlerinden Cem Yılmaz, bir gösterisinde, acımasız bir espri yapmıştı:

- O yanınızdaki bey amca, iki yıl önce vefat etmişti...

"Cumhuriyetin Kurucusu", "Atatürk'ün Partisi" CHP'nin yeniden seçimli bir kurultaya gitmesi, Cem Yılmaz'ın esprisini anımsatıyor:

- O Kurultay'ını yaptığınız parti çoktan vefat etmişti.

Türkiye Cumhuriyeti; çağdaş batılı ülkeler gibi "tüketim" yaparsak modernleşiriz yanılgısını temelinde taşıyarak kuruldu. Batılı yaşam tarzının asıl dinamiğini oluşturan "üretme biçimi" hiçbir zaman gündeme gelmedi.

Fraklar giyildi, cumhuriyet baloları tertip edildi ama toplumun en ağırlıklı kesimini oluşturan köylülük hiçbir zaman aşılamadı.

Sanayileşmesini tamamlamamış bir tarım ülkesi olmanın tüm zaafları da ortalığı sardı. Çoğulculuğa izin vermeyen, asker gücüne dayalı otoriter bir tek parti dönemi, ülkenin resmi ideolojisini oluşturdu. Üstelik bu "ilericilik" olarak nitelendi. Bir yandan tüm ülke solcularına kan kusturuldu, Türkiye Komünist Parti Genel Sekreteri Mustafa Suphi boğduruldu, diğer yandan bu rejimin partisi CHP'nin daha sonra "sosyal demokrat" olduğu iddia edildi.

Birkaç gündür CHP'nin "emekliler partisi" haline geldiği yazılıp çiziliyor. Gençler neredeyse, tümüyle elini eteğini bu partiden çekmiş. CHP'nin biyolojik ömrünü tamamladığı açıkça görülüyor. Cenazesinin kalkması biraz daha zaman alsa da bugünkü haliyle bu partinin ne takati, ne dermanı kalmış.

GENÇLERE TARİH DERSİ
Takatsiz kalması da normal. "Kromozomlarını" inceleyince, bu partinin asıl kimliği ve neden kolayca değişemeyeceği de açıkça görülüyor.

 

Her tür toplumsal kıpırtıyı yok eden Takrir-i Sûkun Kanunu'nu çıkaran CHP'dir.

"Ebedi Şef" kavramını getiren CHP'dir.

Ülkeyi 14 bölgeye ayırarak her bölgeye "müfettiş" atayan CHP'dir. Ayrıca il örgütlerinin başında bulunan mutemedleri ve belediye başkanlarını merkezden atayan CHP'dir.

Mussolini tarzı bir yönetimi Türkiye'de icra eden Recep Peker'i yönetime getiren CHP'dir.

Parti-devlet özdeşliğini kuran CHP'dir. İçişleri Bakanı'nı Parti Genel Sekreteri, valileri de İl Başkanı kabul eden CHP'dir.

Böylece, halka güvenmeyen, halka başöğretmenlik yapmaya kalkan, baskıcı ve ceberrut bir yapılanma ortaya çıkmış, İttihat ve Terakki'nin askeri yöntemlerine dayalı bir "teftiş" mantığıyla görüntüde modernleşme çabası sürdürülmüştür.

İlk başta dokuz ilke ile yola çıkan CHP daha sonra, kendi ideolojisini "altı ok"la belirlemiştir. Sonra da bu Türk devletinin ideolojisi haline gelmiştir. Demokrasinin ve farklılığın yadsındığı bir garnizon anlayışı "ilericilik" olarak dayatılmıştır.

SOSYAL DEMOKRASİ Mİ?
Böyle bir yapının kendisi ile hesaplaşmadan, günahlarını ve sevaplarını ortaya koymadan, çok köklü yapısal bir dönüşümden geçmeden, işçi sınıfının ideolojisine dayalı bir "sosyal demokrat" parti haline gelmesine imkân var mı?

 

Sosyal demokrasi, Türkiye İşçi Partisi'nin önüne set çekmek için bir gecede çıkarılmış bir taktik olmaktan öteye bu yüzden gidemedi.

Nitekim, zamanımızın nadir bulunan dürüst ve nitelikli insanlarından biri olan Tarhan Erdem Neşe Düzel ile yaptığı olağanüstü güzel söyleşide bu partinin en son genel sekreteri sıfatıyla duruma açıklık getiriyor:

"CHP'de herkes 'biz sosyal demokratız' diyor ama bu sosyal demokrasi bir kabuktan ibarettir. İçinde ne var kimse bilmiyor. Zaten bu yüzden bir iç tutarlılık yok. CHP sadece parti içi çekişmeyle meşgul."

Erdem, örgütün "içerik değil, güzel konuşma istediğini" de açık yüreklilikle ortaya koyuyor.

Ben bugüne kadar ne CHP'de, ne de bir dönem onun mirası üzerine kurulan partilere ait mekanlarda, sosyal demokrasinin kurucu babalarından herhangi birinin resmini görmedim. Ne Bernstein'in, ne Kautsky'nin, ne Jaures'in resimlerine oralarda rastlayamazsınız.

Resmine rastlayamadığınız gibi, sosyal demokrasinin kökenini oluşturan Marksizm'den de laf açılmaz. Ordunun da yürekten bağlı olduğu "Kemalizm" ortalıkta durur. CHP Genel Merkezi ile Genelkurmay'ın bildirileri karışsa kimse bunu farketmez. Böyle bir durumdan, barışçı bir yöntemle kapitalizmden sosyalizme geçişi savunan "sosyal demokrasi" çıkar mı?

Zaten de çıkmıyor. Yakın zamana kadar Alevi kitlelerin hassasiyetine kulak veren, emek-sermaye çelişkisi yerine "laik-şeriat" gerginliğini koyan garip bir yapı sürdürüldü. Artık o da dikiş tutturamamakta...

Türkiye'de ekonomik rant dağıtımını devlet yapar. O nedenle de siyasi partiler bir"menfaat çetesi" gibi çalışır. CHP de bu sistemin topal bir partisi haline gelmiş bulunuyor. Yeni bir öneri ortaya koyamadığı, sorunları aşacak toplumsal anahtar rolünü oynayamadığı için de gittikçe çürüyor.

Tarhan Erdem, partinin nasıl bir yozlaşmaya sürüklendiğini, üye sisteminden verdiği örnek ile anlatmakta:

"Biz yönetime geldiğimizde CHP'nin, bu arada ölenler de olmuş tabii, bir milyon 957 bin üyesi vardı. Üye kayıtlarını yeniledik ve bu sayı 144 bine indi.

Meğer her kongre döneminden önce bazı kişiler kongreyi kazanmak için yüzlerce kişiyi üye kaydetmişler. Buna herkes seyirci kalmış."

Devlet rantından pay kapma yarışı, ülkenin en temel çarpıklıklarını da gözardı etmeye neden oldu. Cumhuriyeti kuran parti olmak ile öğünen CHP'nin kurduğu devlette "Türk ordusunun siyasetle, ülkenin idaresiyle meşgul" olduğu gerçeği de, yine CHP'nin eski genel sekreteri tarafından vurgulanmakta...

Yeryüzü, sanayi dönemini de aşıyor. Artık emek "en yüce değer" olmaktan çıkıyor. Sol'un anlamı değişiyor.

Sosyal yapılar farklılaşıyor. Çalışma saatleri azalıyor. CHP ise babadan kalma usuller ile devlet imkânlarından ganimet apartma savaşında eriyor.

Gerçekten de, bu haliyle, kongresi yapılan parti çoktan rahmetlik olmuş.

Ama bunun farkına varmıyor.

Önceki Sayfa

Ana sayfaya dön