Halkı kapatın! 

Gülay GÖKTÜRK

MNP, MSP ve RP'den sonra Fazilet Partisi de, demokrasimizde kocaman ve kara bir delik açarak siyasi tarihimizin aydınlanmamış, hesabı sorulmamış, hesabı verilmemiş suçlarla dolu karanlığına gömüldü.

Ne umutsuz bir çırpınış bu.

Ne beyhude bir inatlaşma...

Devlet, yasamasıyla, yürütmesiyle ve yargısıyla el ele vermiş, toplumla inatlaşıyor. Otuz yıllık bu inatlaşma, şu ya da bu siyasi hareketle değil, toplumun büyük bir kesimiyle inatlaşmadır.

Devleti yönetenler toplumun "burnunu sürtmeye" çalışıyor.

Halk kuruyor, devlet kapatıyor; halk kuruyor, devlet kapatıyor. Devletin kapattığı parti her seferinde biraz daha büyüyerek, biraz daha güçlenerek, temsili niteliğini daha da güçlendirerek yeniden kuruluyor.

Buradan çıkan sonuç: Demek ki, devletin otuz yıllık bu inatlaşmadan galip çıkabilmesi için, halkı kapatması gerekiyor.

***

Devlet, toplumun bir kesimiyle inatlaşmakla da yetinmiyor, tek tek kişilerle "hesaplaşıyor."

Bütün vatandaşları karşısında eşit ve "duygusuz" olması gereken devlet, tıpkı kindar bir insan gibi davranıyor. Tek tek kişilere karşı husumet besliyor, kin güdüyor. O kişileri asla affetmiyor ve fırsatını kollayıp acımasızca intikam alıyor.

Nazlı Ilıcak'a verilen siyaset yasağının, hukuk devletinin objektif yasaları gereğince verilen bir cezadan çok, bir intikama benzediğini kim inkâr edebilir?

Nazlı Ilıcak, bugün Millet Meclisi'nde bulunan vekiller arasında, kendisine oy veren kitlenin vekili olduğunun bilinciyle davranan; yani "milletvekili" sıfatına layık olan ender politikacıdan biriydi.

Millet Meclisi'nde bulunduğu süre boyunca, Fazilet Partisi'ne oy vermiş kitlenin hak arayışını, türban baskısı karşısında duyduğu tepkiyi ve öfkeyi Meclis'e taşıyarak temsil görevini yerine getirdi.

Merve Kavakçı'ya destek olması, o gün Meclis'te kalkışılan "siyasi linç"e karşı ona siper olması da bu temsil görevinin bir parçasıydı.

İşe bakın ki bu rejim; temsil ettiği kitlelerden tamamen kopmuş, vekil olduğunu unutmuş yüzlerce milletvekili dururken, milletvekili sıfatına en layık olan insanın, Ilıcak'ın milletvekilliğini düşürdü.

Böylece Türkiye realitesinin bir başka parçasını daha gözler önüne serdi: Türk siyasetinde milletin değil, devletin temsili esastır. Her ne kadar adları milletvekili de olsa, Meclis koltuklarında oturanlar, milletin değil, devletin temsilcileri olduklarını ne kadar erken kavrarlarsa, o kadar rahat ederler. Bu pozisyonlarını kavrayamayanlar devleti bir yana bırakıp milletin vekilliğini yapmaya kalkışanlar ve milleti temsil edeceğiz diye devletin çeşitli kurumlarıyla çatışmaya girenler; hele hele o "tarihi inatlaşma"da devleti bir yana bırakıp milletin safında yer alanlar, bunun bedelini ağır öderler.

***

Bir zamanlar solcuların çok kullandığı bir slogan vardı. "Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye" der dururlardı. "Gerçekten" diye üstüne basmak zorunda kalışları boşuna değildi tabii.

Şimdi Fazilet Partisi'ni kapatan karara; başörtüsünün yine ve bir kez daha şeriat taraftarlığının başlıca alameti olarak suçlanışına bakıyorum da, "Tam demokratik ve gerçekten laik Türkiye" diye bağırmak geliyor içimden.

Evet, başörtüsü gerçekten de laikliğin sembolü oldu artık.

Başörtüsü özgür bırakılmadıkça, Türkiye laik bir ülke olamayacak.

 

 


Önceki Sayfa

http://mercek.tripod.com