Cesur yürekler...
Cengiz ÇANDAR

"Muhammed Nebil Davud, 14 yaşındaydı. Babasının çalıştığı Kuveyt'te doğmuş, 14 yaşındaki bir çocuk... Geçen hafta bir gün, hemen yan mahallede yine 14 yaşındayken İsrail kurşunları altında can veren Nizar Eyd'in ölümü üzerine, Ramallah kentinin girişindeki kavşağa gitmeye karar verdi. Kendi yaşındaki herhangi bir çocuğun yapacağını yaptı. Çok sevdiği yeşil
t-shirtini giydi ve Mickey Mouse cüzdanını üzerine aldı. İçinde, Irak işgali üzerine ailece terketmek zorunda kaldıkları Kuveyt günlerinden kalma yarım dinar para vardı. Cüzdanın üzerinde ise İsrail'in "Şimdi Barış" hareketinin işaretini taşıyan çıkartma...

Tam alnından vurulmuş yattığı sırada, üzerinden çıkan bunlardı 14 yaşındaki Muhammed Nebil Davud'un... Hafta boyunca öldürülen akranı tüm diğer Filistinli çocuklar gibi, onun da İsrail askerlerini taşa tuttuğuna hiçbir kuşku bulunmuyor. Ama, vurulduğu yere gittiğinizde, İsrail askerlerinin 100 metre ötede zırhlı arabalarının yanıbaşında, tepeden tırnağa silahlı ve kale gibi bir yapının önünde durduklarını görüyorsunuz. Dolayısıyla hayatları tehlikeye düştüğü zaman ateş açtıkları iddiasını meşru gösterebilmeleri pek zor..."

İngiliz gazetesi Sunday Times'ın geçen pazar günkü sayısından pasajlar bunlar. İngiliz, Fransız, Alman ve tabii ki Arap gazeteleri böyle nice hikaye ile dolu çıkıyor günlerdir...

Mısır'ın El Ahram gazetesinde, Filistin Tıbbi Yardım Komiteleri Başkanı Mustafa Barghouti'nin "Dayanışma Zamanı" başlıklı yazısı dikkat çekici. Barghouti, "Batı Yakası ve Gazze Şeridi'nde şu sırada olup-bitenlerin bir katliamdan farkı yok. İsrail, Filistin sivil halkına karşı askeri suç işliyor... Şu sırada ihtiyacımız olan arabuluculuk değil, zalim baskıyla karşılaşmış olan Güney Afrika ve benzeri ülkelere zamanında gösterilmiş olan dayanışma..." diyor. 3 milyon dolayında bir halkın şu ana kadar 120 şehit, 2000 üzerinde yaralı faturası ödemesini, Türkiye nüfusuyla bir orantılayın; dehşeti görürsünüz. Bu sayının önümüzdeki günlerde yükselmesi ihtimalini de göz önüne alarak...

Toprağa düşenlerin yüzde 50'sinden fazlası, 14-15 yaşının altında çocuklar. Çatışan taraflardan biri taş kullanıyor; diğeri roketler, saldırı helikopterleri, canlı mermiler... Taş kullanan çocuklara roketlerle, saldırı helikopterleriyle saldıranlar, 33 yıldır "işgalci devlet" konumunda olan İsrail'in silahlı kuvvetleri. İsrail, 1993'te başlayan ve şimdiye kadar çoktan sona ermesi gereken "barış süreci"nin büyük ölçüde berhava olduğu şu sırada, çoktan boşaltması gereken Batı Yakası ve Gazze'nin -Doğu Kudüs de dahil olmak üzere- hala yüzde 80'ini askeri denetim altında bulunduruyor. Şu sıralarda Filistin yönetiminin kontrolü altındaki bazı bölgelere de girmiş durumda.

Ehud Barak döneminde, Batı Yakası ve Gazze'de kurulan Yahudi yerleşim merkezleri Netanyahu dönemini fersah fersah geride bıraktı. Onlara verilen su miktarı, Filistinlilerden 15 misli daha fazla. "Barış süreci"nden bu yana, Filistinliler daha da yoksullaştı. Kendi kentleri arasında serbestçe seyahat özgürlüğüne bile sahip değiller.

33 yıl işgal, hiçbir halkın kolayca dayanabilecekleri bir durum değildir. Şu anda, Filistin halkı, bütün Arap halklarına yayılabilecek bir infilak halindedir. Bu "infilak"ın en önünde 12-15 yaşlarındaki "cesur yürekler" var. Tıpkı, 1988-91 arasındaki "İntifada"nın başında yine onların bulunduğu gibi. "İntifada"nın çocukları bugün 20'i yaşlarında. Onların kardeşleri, "yeni İntifada"nın başındalar. İsrail devletini Amerika kolluyor. Bölgede, yanında sayılabilecek bir tek Türkiye söz konusu. İsrail uçakları, Konya ovasında uçuş antremanları yapmaya devam ediyorlar. Yarın, Filistinli çocukları bombalasınlar diye mi? İsrail ile bu "askeri ilişki"nin en faydacı beklentilerinden biri, Amerika'da Ermeni lobisinin karşısına Yahudi lobisini dikmek değil miydi? Neredeyse her Türk askeri yetkilisi ve Süleyman Demirel'den, son Başbakan Bülent Ecevit'e kadar, her sivil yetkili, Amerika'ya ayak basar basmaz, Yahudi lobisinin huzuruna çıkarılmadı mı? Değdi mi? Türkiye'nin yapacağı, kopya kağıdıyla yazılmış mektubun hitap bölümünü değiştirerek, birini Ehud Barak'a, diğerini Yasir Arafat'a göndermek olamaz.

Türkiye halkının "vicdanı"na aykırı ve "vicdansız" bir dış politikanın varabileceği hiçbir "ulusal çıkar" da olamaz...

Önceki Sayfa

http://mercek.tripod.com