"Andıç"
Şahin ALPAY


      
Demokratik ülkelerin hemen hepsinde toplumda yaygın siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel, vs. değerlerin neler olduğunu aydınlatmaya yönelik araştırmalar yapılıyor. Bu araştırmaların ortaya koyduğu bir gerçek, silahlı kuvvetlerin hemen bütün ülkelerde toplumun en çok güvendiği kurumlar arasında ve genellikle de başında gelmesi. Türkiye'nin bu açıdan diğer ülkelerden ayrılan tarafı, TSK'nın en çok güvenilen kurumların başında geldiği gibi, güven duyanların oranının başka hiç bir ülkede görülmediği kadar yüksek (yüzde 90 dolayında) olması.
       Bu farkı açıklayan birçok etken var. En önemlileri şöyle sıralanabilir: Başta Atatürk olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucularının TSK'nın içinden gelmesi. TSK'nın cumhuriyetin kurucu unsurlarından biri olması. TSK'nın o günden bugüne ülkenin en modern ve en etkin kurumu olarak kazandığı itibar. Ülkenin bütünlüğünün ve toplumun dirliğinin korunmasında TSK'nın en büyük güvence olarak görülmesi. Üzerlerine düşen görevleri yerine getirmeleri açısından siyasetçilere duyulan yaygın güvensizlik.
       TSK'ya duyulan üstün güvenin hiç bir şekilde gölgelenmemesi, Türkiye'de yaşayan herkesin ortak çıkarı ve sorumluluğu. Bunun güvencesi ise öncelikle: 1) Bütün kurumlar gibi TSK'ya da şeffaflığın egemen olmasının sağlanması; 2) Bütün kurumların mensupları gibi TSK mensuplarının da yaptıkları hukuka aykırı işlerin hesabını vermesi.
       Geçen hafta içinde yaşanan iki gelişme, bu hususların ne kadar önemli olduğunun altını çizdi. İstanbul milletvekili Emre Kocaoğlu bütçeden devlet memurlarına ayrılan ödeneğin önemli bir bölümünün "Diğer cari harcamalar" adı altında TSK'ya silah alımı için kullanıldığını keşfetti; Maliye Bakanı Sümer Oral da bunu "Yıllardır böyle yapılıyor. Rutin uygulama..." diyerek doğruladı.
       Yurttaşların ödedikleri vergilerle oluşan devlet bütçesinden hangi amaçla ne kadar para harcandığını bilmeleri, demokrasinin en temel şartlarından biri. TBMM silah alımı ve diğer askeri gereksinimler için bugünkünden de fazla para harcanmasına karar verebilir. Ancak yapılacak harcamaların kamuoyundan gizlenmemesi, açık toplumun asgari gereklerinden.
       Yine geçen hafta Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Başkanlığı'nın Nisan 1998'de "zararlı" görülen bazı işadamları, politikacılar, dernek yöneticileri ve gazetecilere karşı karalama kampanyası açılmasını öngören bir belge ("Andıç") hazırladığına dair haberler Genelkurmay Başkanlığı tarafından teyid edildi. Bu kampanya kısmen uygulanmış olduğuna göre, vicdanları rencide eden ve hukuku hiçe sayan uygulamanın sorumlularının ortaya çıkarılması, herşeyden önce TSK'nın yararına.
       Bu arada söz konusu kampanyanın hedeflerinden biri olan gazeteci Cengiz Çandar'ın konuyla ilgili bir yazısı çalıştığı Sabah gazetesi tarafından geri çevrildi. Olabilir... Bu, Türkiye'de ifade özgürlüğüyle ilgili sorunların bir yansıması olarak görülebilir. Ancak gazetenin kendi yazarını suç işlemekle, "TSK'ya hakaret etmek" ile itham eden bir açıklama yapması bugüne kadar hiç görülmemişti. Bu da Türk medyasında meslek ahlak ve ilkelerinin ne ölçülerde çiğnenebildiğinin yeni ve ürkütücü bir örneği.


Yazara E-Posta: s.alpay@milliyet.com.tr



Önceki Sayfa

http://mercek.tripod.com