Ah Ahmet Altan ah! 
Ahmet TAŞGETİREN

Türkiye'nin trajedisine bakın! Ahmet Altan 50'sinden sonra bir aşk romanı yazacak da, buna fon olarak 31 Mart'ı alacak da, Türkiye 100 yıldır yanlış anlatılan bir "tarih gerçeği"ni öğrenecek.

31 Mart'ı da, Menemen'i de "irtica ayaklanması" olarak öğrendi Türkiye.

Ahmet Altan da "öyle değildi, ama öyle anlatıldı" diyor. Üstelik "bugünü biz geçmişteki bir yalanın üzerine bina ediyoruz" diyor.

İşte söyledikleri:

"Türkiye'deki iktidar yapısı geçmişteki yalanların üzerine inşa edildiği için bizde tarih çok ciddi bir tabudur. Ve onun için tarihçiler burada gerçekleri açıklamaktan korkarlar. Gerçekleri söyleyen bir tarihçinin başı büyük ihtimalle derde girer ve bunun çok örnekleri vardır."

Ahmet Altan bir şeyi daha söylüyor:

"28 Şubat da bence aynı şey. Mürteci ayaklanması olacak diye asker hoş bir deyimle postmodern darbe yaptı ve iktidardaki gücünü daha da pekiştirdi. Ama bence Türkiye'de hiçbir zaman bir mürteci ayaklanması ihtimali yoktu., 28 Şubat'ta da yoktu." (Hürriyet Pazar, Doğan Hızlan'la mülakat, 10 haziran 2001. s.9)

Altan'dan sonra, Neşe Düzel Pazartesi Konuşmaları'nda bir bilim adamını, ODTÜ Tarih Bölümü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Aykut Kansu'yu konuk ediyor ve ilginçtir o da, "31 Mart bir dînî ayaklanma değildir" diyor.

Bakın daha ne diyor:

"1909'dan beri tarihimiz bunu dinci bir olaymış gibi gösteriyor. Buna dinci bir ayaklanma diye damga vurmuşsunuz. Dinci ayaklanma olunca, bu, bürokrasiden tamamiyle ayrı, devletin mekanizmasının dışında gelişmiş bir hareket demektir. Eğer askerin askerle çarpışmasını hikâyenize koyarsanız, kafa karıştırırsınız. Onun için koymuyoruz ve ne kadar asker öldüğünü de söylemiyoruz." (Radikal, 11 Haziran 2001, s. 6)

Doç. Kansu Menemen'e de, hatta Şayh Said Olayı'na da "resmi tarih anlayışı"ndan farklı bakılması gerektiğini vurguluyor ve şöyle diyor:

"31 Mart'a hep din ayaklanması diye gönderme yapılır. Menemen Olayı'na, 1925'teki Şeyh Said İsyanı'da da öyle. Menemen Olayı sonuçta dînî bir protesto olarak patlıyor ama başlangıcı, 1927'den itibaren tarımda yaşanan kuraklık, bunun arkasından gelen ekonomik kriz, iflaslar ve tek parti rejiminden duyulan hoşnutsuzluktur. Fakat iktidarın o zaman da bunu olduğundan büyük bir dînî olaymış gibi göstermesindeki sebep, kendi meşruiyetini sağlamaktır. 'Ben sizi dînî tehlikeye karşı koruyorum, bana destek verin' demektir"

Doç. Kansu da, tarihçilerin bilim ahlâkını "üçüncü sıraya atması"nın, hatta "mesleklerine ihanet"inin altını çizer.

Ne olur tarihçi doğruyu söylerse, "başına ne gelir?" bakın Doç. Kansu ne diyor bu konuda:

"İşsiz kalmak da gelebilir, akademik dünyada yükselmemek, araştırma parası alamamak, bazen belli kütüphaneleri kullanamamak gelebilir. Devlet yanlısı bir profesör, herkese açık olması gereken arşivlere girer, siz giremezsiniz."

Neşe Düzel, Doç. Kansu'ya bir şey daha diyor, Türkiye aydınlarının "derin korkusu"nu vurgulama adına... "31 Mart çok önemli ama. Çünkü 31 Mart'ta irticacıların ayaklandığını okuduğumuz için hepimizde irticacıların bir gün yeniden ayaklanabileceği endişesi oluştu." Düzel'in sözlerini şöyle tamamlıyor Doç. Kansu: "Yanlış anlaşılmak pahasına söyleyeyim, bu bizim sahte kuşkumuz ve korkumuzdur. Türkiye'de böyle irticai bir ayaklanma tehlikesinin çok güçlü olduğu söylemi, baskın tarih anlatımının işine geliyor."

Belirli kesimdeki bu korkuya bir ara Sülemyan Demirel de işaret etmişti. "Türkiye Derviş Vahdeti, Derviş Mehmeti korkusundan kurtulmalıdır." (Ahmet Taşgetiren, Müslüman ve Sistem Tartışmaları, Erkam Yay. s174)

Bir hakim irade tarafından beslenen ve zaman zaman üzerine müdahaleler inşa edilen bir korkunun adı demek ki 31 Mart... Menemen...

Ve bizim aydınlarımız, sanatçılarımız kaç on yıl sonra keşfedebiliyor bu gerçeği. Gerçeği keşfetmek bir yana, onu öğrendikten sonra seslendirilmesi de ayrı bir cesaret gerektiriyor. Ve biz "Ahmet Altan 50 yaşından sonra bir roman yazacak da..." diye söze girmek zorunda kalıyoruz.

Oysa bir alternatif tarih çizgisi oldu bu ülkede hep... 31 Mart'ı da Menemen'i de sağlıklı, doğru okuyan bir tarih çizgisi... Bizler, okumaya başladığımız ilk gençlik yıllarımızda tanıştık o tarih çizgisi ile. Ama gel gör ki, o tarih çizgisi de "İrticaî 31 Mart söylemi" ile bütünleştirildi hakim tarih söylemi tarafından... "Ah Ahmet Altan ah" dememin sebebi, gerçeğe açık pencere bırakabilen insanlarımızın dahi gerçeğe ulaşabilme sürecinin on yıllar aldığının altını çizme dileğidir. Ya gerçeği aramayanlar nerelerde kalıyor, ya gerçeği dışlayanlar nerede? Türkiye'nin trajedisi bu!


 Bu romandaki bazı yanlışlarla ilgili değerlendirme için M.Latif'in değerlendirmesi için tıklayınız


Önceki Sayfa

http://mercek.tripod.com